27 Ocak 2022, Perşembe

YÜCEL SAYMAN’IN ARDINDAN

Kamil Tekin Sürek*

Yücel Sayman ismini Çağdaş Avukatlar Grubu İstanbul Barosu’nda yeniden yönetime geldiğinde duymuştum. Yönetimdeki isimlerin çoğunu tanıyordum ama onun ismini yeni duymuştum. Seçilme nedeni olarak akademisyen olması ve yabancı dil bilmesi gösterilmişti. Hem Baroyu dışarıda temsil edecek, hem de dışarıdan gelen misafirlerle muhatap olacaktı. Bir de o yıllarda “yönetimde bir akademisyen de olsun” yaklaşımı vardı. Yönetim dedikoduları içinde Yücel Hoca’nın biraz tembel olduğu, baro çalışmalarına pek katılmayacağı da vardı.

Daha sonra yönetimle ilgili akçeli işler tartışılmaya başladı. AVTA meseleleri ortaya çıktı. Yücel Hoca da içlerinde olmak üzere yönetimin sekiz üyesi istifa etti ve daha sonra ÇAG yeni yönetimler çıkardı. 1996-2002 yılları arası Yücel Hoca 6 yıl İstanbul Barosu Başkanlığı yaptı. O zaman daha iyi tanıdık. 68’li arkadaşlarımız onun altmışlı yıllarda üniversitelerdeki asistanların mücadelesi ve örgütlenmesi konusunda yaptıklarını anlattılar. 71 ve 80 darbelerinde üniversiteden uzaklaştırılması, kısa dönemli Cenevre-Paris sürgünlükleri, akademideki gericilerin düşmanlığı, mahkeme kararlarıyla üniversiteye dönüşleri… Hiç tembel değildi. Yönetimin en çalışkan üyesiydi. Belki de tembel dedikoduları yapıldığı yönetimin yönetme tarzını ve baroya yaklaşımını beğenmiyordu. Yücel Hoca, cenaze töreninde konuşan hemen hemen herkesin dediği gibi Baroyu değiştirdi. Bürokratik yönetim sona erdi. Baronun kapısı herkese açıldı. Komisyonlar, kurullar, meclisler, bölge temsilcilikleri, dergiler, Staj Eğitim Merkezi vb. ile baro yönetimi adeta genişledi. Yeni başlayan genç avukatlar için Baro tarafından yapılacak ortak çalışma alanları projesi hepimizi heyecanlandırdı. Bu mekanlar olmadı ama adliyelerdeki baro odaları genç avukatlar için büro gibi işlev gördü ileride. 99 depremi sonrası onun öncülüğünde İstanbul Barosu tarafından Sakarya’da geçici ortak avukat büro mekanları kuruldu.

F Tipi Hapishaneler yapılması projesi gündeme gelince bu projeye karşı güçlü bir kamuoyu oluşmasında belirleyici rolü oldu. Çabaları sonucu tecridin azaltılması için bazı olumlu gelişmeler de olmuştu ama burada tartışmanın gereksiz olduğu durumlar nedeniyle tecrit hapishaneleri uygulamaya geçti.

İstanbul Barosu ve Yücel Hoca çalışmaları ile iktidarı rahatsız ediyordu. Sırf onun seçilmesini önlemek için avukatlık yasasında değişiklik yaptılar ve baro başkanları iki dönemden fazla seçilemez kuralını getirdiler.

Yücel Hoca sadece iktidarı rahatsız etmiyor; ulusalcı, CHP “solcusu” kesimler de ondan rahatsız oluyordu. Bu kesimler 28 Şubat günlerinde Baro askerlerin karşısında selam durmadı diye ÇAG’dan koptular ve yeni bir grup oluşturdular. Hoca aleyhine dincilerle, Kürtlerle işbirliği yapıyor diye şoven bir propaganda kampanyası başlatıldı. Ulusalcılar 28 Şubat dalgasından da yararlanarak baro yönetimini aldılar. O zaman ulusalcılarla birlikte Yücel Hoca’ya saldıran bazı solcular da simdi “Yücel Hoca zamanı Baro’nun altın çağı idi” diyor.

Yücel Hoca baro başkanı olmadığı günlerde de avukatları, hukukçuları, demokrasi güçlerini hep etkiledi. Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde görüşlerini anlatmak için semt semt dolaştı. Bunların bazılarına ben de katıldım. Hayat Televizyonu’nun organize ettiği toplantılar yaptık. İşçi semtlerine gidip düğün salonlarında, kahvehanelerde toplanmış insanlarla Anayasa konusunu tartıştık. Ben moderatörlük yaptım. Televizyon o tartışmaları daha geniş kitlelere ulaştırdı. Günübirlik İstanbul dışına gittiğimiz bile oldu. Belki o yüzden Evrensel Gazetesi yazar ve okurları onu Anayasa hocası sandı.

Yücel Hoca tartışmayı çok seviyordu. Tartışırdık. Pek çok konuda farklı düşünüyorduk ama uzak hedefimiz aynıydı. Asos’ da bir amfi tiyatro yapmayı düşünüyordu. Sokratik yöntemle burada tartışma toplantıları düzenlemeyi planlıyordu. O sıralar Cengiz Bektaş da Güre’de bir genç mimarlar için yaz okulu kurmuştu ve Güre’ye bir amfi tiyatro yapmıştı. Yücel Hoca’nın istediği gibi bir amfi tiyatro da Asos’a yapabilir mi diye görüşmüştük. Olumlu yanıt almamıza rağmen olmadı. Behramkale Deniz Feneri’ne Deniz Feneri Kütüphanesi kurdu. Deniz Fenerleri ile ilgili kitap, film vb. topladı. Biz de katkıda bulunmaya çalıştık.

En son Demokrasi İçin Hukukçuların düzenlediği bir zoom-Youtube tartışma toplantısına kanser tedavisi devam ederken katılmış, TBB ve Çoklu Baro üzerine tartışmıştık. (Video için tıklayınız.)

Yücel Hoca’yı anlatmak bu sütundaki gibi birkaç yazı ile mümkün değil. Belki, adına bir vakıf kurarak, orada Sokratik yöntemle özgürlük üzerine tartışarak onu yad edebiliriz.

*Yazı, yazarın Günlük Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan köşesinden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

X
X
X
X