15 Eylül 2022, Perşembe

SERMAYE ADALETİ DEĞİL GERÇEK ADALET

7 işçinin hayatını kaybettiği, 128 işçinin yaralandığı Hendek işçi katliamı dosyasında sanıklara taksirle ve bilinçli taksirle ölüme neden olmaktan ceza verildi ve ‘iyi hal indirimi’ uygulandı. Bir sanık daha kararla tahliye edildi, 7 sanıktan sadece 1’i tutuklu.

Av. Elif Yetigin *

Hendek’te patlama olmuş”, “havai fişek fabrikasıymış”, “mahşer yeri gibiymiş”, “kaçanlar kendini iyi ki fındıklığa atabilmiş”, “yakınlarından haber alamayanlar varmış”, “vücudu parçalanan işçiler varmış”…

Bunlar patlamanın olduğu ilk gün aldığımız haberlerdi. Türkiye’nin her bir yanından kalbi işçilerle atan, emek ve demokrasi mücadelesi veren, iş kazalarında yakınlarını kaybedenler, orada çalışan işçilerin ailelerinin gözü kulağı güzel bir haberdeydi. Ama olmadı, günlerce haftalarca yakınlarının cenazelerini bulmak için beklediler. Sonuçta Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasındaki katliamda 7 işçi hayatını kaybetmişti. 128 işçi ise “şanslıydı”, yaralı olarak kurtulabilmişlerdi.

Patron MÜSİAD yemeğinde

Fabrika patronu patlamadan sonra MÜSİAD’ın yemeğinde boy gösterirken daha aileler cenazelerini bile alamamıştı. Yakınlarını kaybedenlerin, patlamadan fiziksel, psikolojik tahribatla yaşama tutunan işçilerin öfkesi birleşmiş ve ceza davasında adalet arayışına dönüşmüştü.

Davayı takip ederken her birimizin kalbi sıkıştı. İşçilerin anlatımıyla fabrikadaki çalışma koşullarının vahim durumunu; işsizlik, yoksulluk üzerinden işçiler üzerinde kurulan baskıyı, çalışırken nasıl insanlık dışı davranışlara katlandıklarını, gün boyu ellerinden geçen (yırtık eldivenlerden) tonlarca patlayıcı maddenin tehlikesiyle çalıştıklarını, hatta bir işçinin “ben her gün işe namaz kılıp giderdim ve o gün eve dönebileyim diye dua ederdim’’ dediğini, ustaların sürekli hadi hadi diyerek çalıştırdığını, fabrika kapasitesinin üstünde üretim yapıldığını, iş güvenliği ve işçi sağlığı (İSG) önlemlerinin alınmadığını yaşadıkları üzerinden bizzat işçilerden dinledik.

“Çin Mahallesinde” her şey yasadışı

Bir de neyi dinledik; “Çin mahallesini” öğrendik, bu mahallede kaçak barut üretimi yapıldığını, Çin mahallesi denilen bölgenin ruhsatının olmadığını, asla denetlenmediğini öğrendik. Düşünün ki; bir işletmede koca bir bölge var ve barut üretiyorsun ve denetlenmiyorsun? Sonra da diyorsun ki: “Bizim her şeyimiz Avrupa standartlarında, tüzüğe uygun, vergi rekortmeni, 55 yıllık bir işletmeyiz.”

Patron sıfatına, siyasi bağlantılarına, işçilerin emekleriyle servetine servet katmasına güvenen sanık Yaşar’ın,  işçilere, rahatlıkla parmak sallayabilme, “neyiniz eksikti” diyebilme, işçileri ve ailelerini “herkes ayağını denk alsın” diye tehdit etme cüreti gösterdiğini de gördük duruşmalarda.

Katliam ve sömürü kelimeleri rahatsız etti

Yargılama sırasında, Sakarya’da ‘Coşkunların’ hüküm sürdüğünü, diğer patlamalardan doğru düzgün ceza almadıklarını, işçileri her koşulda tehdit etme, gücüyle ezme hadsizliğini kendilerinde bulduklarını, sınıfının kibriyle ‘işçilerim’ diyerek tüm çalışanlarını tahakküm altına almaya çalıştıklarını gördük. Katliam sanığı patronlar, işçilerin yoksulluklarını fırsata çevirip zaten hakları olan kıdem-ihbar tazminatlarına karşılık ceza davasındaki şikayetlerinden feragat ettirmeye çalışma cüretini gösterebildiler. İşçilerin ve ailelerin avukatlarına duruşma salonunda defalarca açıktan saldırmaya teşebbüs ettiler. “Daha gençsiniz terfi alma şansınız var” diyerek mahkeme heyetinin kariyeri ile ilgili tehditleri de eksik olmadı patron Yaşar Coşkun’un. Avukatları ve sanık Yaşar, toplumsal dayanışmadan rahatsızlığın dile getirdi her seferinde. Katliam ve sömürü kelimelerinden rahatsız oldu beyzadeler. Soma’nın, ölen işçi sayısındaki farklılık sebebiyle Hendek’e benzetilemeyeceğini iddia ettiler duruşmalar boyunca. O kadar ileri gittiler ki masumdu hepsi, hiç hata yapmamışlardı. Bu tür olaylar işin fıtratında vardı.

Duruşmalar boyunca bunları ve benzerlerini yaşadık, dinledik ama ailelerle, işçilerle birlikte kamuoyu oluşturmaya çalıştık, herkesi bu davayı takip etmeye ve dayanışmaya davet ettik. Çünkü işçi cinayetlerinin kader olmadığını, önlem alınmamasının bir tercih olduğunu, denetimlerin nasıl da kağıt üzerinde kaldığını, işçilerin canı hiçe sayılarak çalıştırıldığını, tedbir alınmadan, mevzuatın ve bilimin gerektirdiği çalışma düzeni kurulmadığında katliam olduğunu göstermek istedik.

Diğer yandan bu davanın tek başına Hendek Davası olmadığını, her gün farklı yerlerde iş cinayetlerinin sürdüğü bir ülkede, çıkacak olumlu bir kararın işçilerin çalışırken ölmediği bir çalışma düzeni oluşmasına yardımcı olacağının anlatmaya çalıştık.

Mahkeme salonunda sınıf mücadelesi

İşçilerin ve ailelerinin yalnız olmaması, onlarca avukatın, emekten yana partilerin bazı sendikaların desteğini alması rahatsız etti patronları. Sömürü, sınıf, sınıf mücadelesi kavramlarının mahkeme salonlarında tartışılamayacağını ileri sürdü patron sanıkların avukatları. Bu konuların sosyolog ve felsefecilerin yalnızca akademik tartışmaları olarak kalması gerektiğini iddia ettiler.

Ailelerde ve işçilerde her duruşma sonrasında adalete olan inancın bir kez daha sorgulandığını gördük. En nihayetinde, ölenler, yaralananlar için adalet arayışının sonucunda bugün çıkan karar hepimizi öfkelendirdi. 7 işçinin hayatını kaybettiği, 128 işçinin yaralandığı bir dosyada 7 sanıktan sadece 1’i tutuklu. Sanıklara ‘iyi hal indirimi’ uygulandı. Yanlış okumadınız.  Yukarıda uzun soluklu duruşmalar silsilesinden birkaç kesit verip gözünüzün önünde canlandırmaya çalıştığımız hareketlerden mahkeme iyi hal çıkardı. İyi halin halini, ülkemizde en çok kadın cinayetleri, tecavüz, şiddet dosyalarında görmekteyiz. Kadına karşı şiddet, tecavüz ve cinayet davalarındaki “erkek adalet değil gerçek adalet” talebi işçi cinayetleri dosyasında “sermaye adaleti değil gerçek adalet” talebine dönüşmek zorundadır.

Yolumuz uzun ama henüz bitmedi

Mahkemenin verdiği bu kararla daha çok yolumuzun olduğunu, işçi cinayetleri dosyalarında sermaye, sömürü düzenini daha çok tartışmamız gerektiğini bir kez daha anlamış olduk. Henüz mücadele bitmedi. İşçilerle, ailelerle birlikte adalet arayışımız, herkes çocuklarının, babalarının, annelerinin mezarına başları dik bir şekilde gidinceye kadar devam edecek. Bu uzun yoldaki en küçük kazanım dahi başını kaldırmadan, saatlerce fazla mesai yapan, ücretini dahi alamayan, tuvaletinden yemeklerine kadar insani olmayan koşullarda, sigortasız, güvencesiz, işten atılma korkusuyla çalışan, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden tüm işçiler için de elbette kazanım sağlayacaktır. O nedenle ‘Hendek İçin Adalet’ sözünü söylemeye hep birlikte devam etme zamanı.

*Yazı Evrensel Gazetesi‘nden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

X
X
X
X