27 Ocak 2022, Perşembe

6. YARGI PAKETİNDE NAFAKA DÜZENLEMESİ VE ARABULUCULUK GERÇEĞİ

İlke Işık*

Pek çok farklı yasaya dair değişikliklerin yapıldığı, bir torba halinde bu değişikliklerin toplandığı yargı paketlerine siyasal iktidar büyük reformlar diyor ve paketler ülkenin demokratikleşmesi açısından atılmış önemli adımlar olarak kamuoyuna sunuluyor. Ancak bir süredir bu paketler memlekete bir fayda getirmediği gibi kadınlar için ciddi tehlikeler barındırıyor. 6. Yargı paketi görünen o ki en tehlikeli olanlarından. Gazete haberlerinden, AKP kulislerinden sızan bilgilerle yapılmış yorumlardan, Adalet Bakanı’nın ve Cumhurbaşkanı’nın pakete dair yapmış olduğu genel açıklamalardan bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Ocak ayında Meclise gelmesi beklenen son derece yakın bir tehlike, söz konusu olan. İçinde artık neredeyse emin olduğumuz nafaka hakkının gasbı, boşanmaya dair düzenlemeler ve aile arabuluculuğu var. Yıllardır konuşulan, tartışılan, gündemde tutulan, yasal düzenleme yapmak üzere fırsat kollanan bu iki kritik konu artık kapımızda görünen o ki.

YOKSULLUK NAFAKASININ KALKMASI NEDEN TEHLİKELİ?

Nafakanın evlilik süresiyle sınırlanması, bu süre sonunda nafaka almaya hak kazanan eşin iş bulamaması veya herhangi bir gelirinin olmaması halinde, devletin nafaka ödemeye devam etmesi gibi değişiklikler söz konusu kimi gazetelerde. Haberlerde bir diğer seçenek olarak da nafakanın, evlilik süresinin yarı süresi kadar ödenmesi yer alıyor.

Her iki seçenek de kadınlara boşanma ile birlikte ödenmesi gereken yoksulluk nafakasını bir süreye bağlamak ve arkasından yok etmek üzerine kuruluyor. Sürenin sonunda devletin ödemeye devam etmesi seçeneği ise ilk başta kadınların lehine bir düzenleme izlenimi verse de ne kadar uygulanabilir olduğu ve nasıl bir miktarla kadınları geçinmek durumunda bırakacağı gibi konular üzerinden tartışmaya muhtaç.

Medeni Kanun’daki yoksulluk nafakası üzerinden uzun zamandır devam eden tartışmaları her birimiz hatırlıyoruzdur. Çoğunlukla üç kuruş diye tabir edebileceğimiz ve tahsil edilme zorlukları nedeniyle kadınların vazgeçmek durumunda kaldığı yoksulluk nafakasının evlilik süresi, hatta evlilik süresinin yarısı ile sınırlandırılması kesinlikle kabul edilebilecek bir durum değil.

Yasa maddesi yoksulluk durumunun devam etmesi, eşlerden birinin ihtiyacının sürmesi durumunda nafakanın kaldırılmasını zaten düzenlemiş iken esasen sonsuza kadar devam eden ve edebilen bir durum değilken evlilik süresinin uzunluğuna göre yoksulluk nafakasının belirlenmek istenmesi adaletten çok uzak bir yaklaşım.

Bilineni bir kez daha yazalım, kadınlar evlilik birliği içinde eşit bir pozisyonda olmadığı olamadığı için evlilik birliğinin cinsiyetçi rol dağılımı gereği çalışma, gelir elde etme gibi olanaklar konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Bu durumun evliliğin süresinden bağımsız bir durum olduğu ise çok açık.

İşi gücü mesleği olan bir kadını ele alalım, üç yıl evli kalmış olsun. Evlilik sebebiyle taşınmak zorunda kaldığını, eşinin yaşadığı şehre gitmek zorunda olduğunu varsayalım, sonra hemen hamile kaldığını, hamilelik sebebiyle işten çıkarıldığını ya da ayrıldığını… Hamilelik boyunca çalışmış olsa da doğumla birlikte işten ayrıldığını, kreş rakamlarının çok yüksek olması nedeniyle çocuğuna kendi bakmak zorunda kaldığını da düşünebiliriz hiç fark etmez. Üçüncü yılda boşanan bu kadının küçük bir çocukla bir daha iş bulamayacağı, iş bulmasının ne kadar zor olduğunu anlatmaya gerek bile olmadığı ortada.

İşte tam da bu durumdaki kadına kısa bir süre evli kaldı diyerek, evlilik süresi ya da sürenin yarısı kadar yoksulluk nafakası ödenmesi ne kadar hakkaniyetli? Bu verdiğim örnek istisnai de değil kesinlikle. Bu ülkede kadınların yaşadıklarının bir özeti. Evlilik birliği üç aşağı beş yukarı bu şekilde devam ediyor ve kadınları yoksulluk nafakasından mahrum bırakmak işte bu nedenlerle çok ama çok tehlikeli.

Sürenin sonunda devletin üstlenmesine ilişkin kısım ise ilk bakışta çok güvenli, çok makul bir çözüm gibi görünse de bu düzenlemenin nasıl yapılacağı, hangi koşullardaki kadınları kapsayacağı, kadınların geçinmesine yetecek, fayda sağlayacak bir miktar olarak belirlenip belirlenmeyeceği gibi konular çok belirsiz olarak orta yerde duruyor.

Yoksulluk nafakasını kadınların boşandıktan sonra hayatını sürdürmesi konusunda ciddi bir dayanak olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar. Zaten bu açıdan çok zayıf olan nafaka miktarlarını gerçekçi bir şekilde belirleyip, bu konuda çalışma yapmak yerine, gerçekten üç beş kuruş düzeyinde olan nafaka miktarlarını sürenin sonundan sonra devletin bu biçimde ödemeye devam etmesi (eğer yapılırsa tabii böyle bir düzenleme) kadınları yoksullukları ile baş başa bırakmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.

BOŞANMALARIN ÖNLENMESİ KOMİSYONU MADDELERİ SÜREKLİ HORTLUYOR

Nafaka yükümlülüğünden erkekleri kurtarmak konusunda bu canhıraş çaba konuşulmalı esasen. Devlet neden işi gücü bırakıp bu konuyu kafasına taktı? Neden bu kadar ısrarlı? Çünkü mantığını boşanmaları engelleme motivasyonundan alıyor. 2016 yılında hazırlanan Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporunda geçenler bir bir karar altına alınmak isteniyor.

Kadınlar nafaka da yok edilirse boşanmak konusunda iki kere üç kere düşünmek zorunda kalacak bunu biliyorlar ve böyle olsun istiyorlar. Nafaka kadınların geçinmesi anlamına asla gelmesin, küçücük rakamlar da süreye bağlansın ve koşulları uyarsa devlet kadınlara sadaka gibi üç beş kuruş dağıtsın.

Devlet neden evlilik birliğinde taraflardan ekonomik durumu güçlü olanın sorumluluğunu üstleniyor mesela? Bu soruyu soralım kendimize. Nafakasını asla tahsil edemeyen kadınların bu sorununu çözmek konusunda böylesi bir güvence vermeyen, tahsil edilemeyen nafakaları devletin ödediği sonra erkekten rücu edeceği bir mekanizma kurulması yerine süreye bağlı bir nafakada neden ısrar ediliyor?

Gerçek bir sosyal devletten söz edeceksek eğer, boşanmadan sonra kadınların mağdur olmasına izin vermemeye çalışan bir devlet mesela şöyle planlamalar yapmalı; kadınların eski eşlerinden aldıkları nafaka ile geçimlerinin zor olduğu ortada olduğundan, kira yardımı, çocuklar için eğitim destekleri, iş bulma, iş desteği gibi destekleyici mekanizmalar devreye sokulmalı. Üç beş kuruşluk nafaka miktarını tartışmayıp, kadınlar bu rakamlarla nasıl geçinirler diye kafa yormayıp, nafakayı kaldırmaya çalışmak, süreler koymak, arkasından “Devlet ödeyebilir belki” demek çözüm değil. Kadınları yoksullukları ve yalnızlıkları ile baş başa bırakmak sadece.

KADINLAR İÇİN BİR BAŞKA TEHLİKE: AİLE ARABULUCULUĞU

Aile arabuluculuğu meselesi de dayanağını yine ünlü Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporundan alıyor. Boşanmaları önlemenin en önemli yollarından biri olarak sunulan arabuluculuk şimdi 6. Yargı paketinde boşanmaları kolaylaştırma başlığı altında konuşuluyor.

Çekişmeli boşanmayı kolaylaştırılması kapsamında basında yer alan arabuluculuk, mahkemelerin velayet ve nafaka konusunda anlaşılması halinde boşanma kararı vermesi, tazminat ve diğer uyuşmazlıkların boşanma sonrasında devam edip karara bağlanması, bu konuda aile arabuluculuğu mekanizmasının da işletilebileceği biçiminde yer alıyor. Şiddet nedeniyle açılan davalarda arabuluculuğun söz konusu olmayacağı da yine aynı haberlerde geçiyor.

Boşanmaları zorlaştırma konusunda politik misyon belirlemiş, bu konuda adım adım kararları uygulamaya çalıştıkları Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu çalışması bile olan siyasal iktidarın çekişmeli boşanmaları neden kolaylaştırmak isteyeceğini düşündüm ben ilk olarak. Arabuluculuk bu kapsamda sözü edilen bir mekanizma olarak anılıyor.

Boşanma öykülerinde gizli ya da açık şiddet olduğu, kadınların şiddeti çoğunlukla dile getiremediği, eğer anlaşmalı boşanma şansı var ise bunu sağlayıp, hızlıca boşanmaya çalıştığını biliyoruz. Üstelik şiddet sadece fiziksel değil, yıllarca psikolojik şiddete uğramış, erkeğin karşından öz güvenini tamamen yitirmiş, kişiliğine yönelik yoğun saldırılarla tüm hayatını geçirmiş kadınların bir masa etrafında asla eşit konumda olmadığı erkekle evliliği ya da boşanmayı müzakere etmesinin mümkün olmadığı ise çok açık. O nedenle “Arabuluculuğu şiddet durumu dışında uygulayacağız” demek hem inandırıcı değil hem de kadına yönelik şiddetin ne kadar dikkate alınmadığını gösteren önemli bir işaret. Arabuluculuk kurumu boşanmayı kolaylaştırma başlığı içerisinde gündeme getirilmiş ise de esas niyet boşanmayı kadınların hayatı pahasına zorlaştırmak. Yıllar ve yıllarca süren çekişmeli boşanma davalarının kısa zamanda sonuçlandırılmasını sağlamak için tazminat gibi talepleri boşanmadan sonraya bırakma önerisi ise arabuluculuk olmaksızın konuşulabilir pekala.

Kaldı ki tarif edilen aslında tazminat ve alacak taleplerini dışında bırakan bir anlaşmalı boşanma. Anlaşmalı boşanmada, boşanma ile birlikte velayet, nafaka, mal paylaşımı, tazminat gibi her türlü konuda anlaşmış olmak gerektiği, bu anlaşma ile boşanmanın hızlıca sonuçlandırıldığını ülkede yaşayan herkes bilir. Şimdi bu anlaşmanın kapsamı dışına tazminat ve alacak kalemlerini çıkarma çabası, kadınları maddi açıdan hiçbir şey talep etmeden boşanmaya zorlamaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

Kadınlar anlaşmalı boşanmayı şiddet dahil her türlü çekilmez durumu yaşayıp, yıllarca süren boşanma davalarına maruz kalmamak için kabul eder çoğunlukla. Nafakadan, çocukların velayetine, evlilik birliği içinde edinilmiş varlıklardan, tazminat taleplerine kadar her türlü konuda pazarlık yapılır ve kadınlar çoğunlukla en azına razı olur. Çoğu maddi talepten vazgeçmek zorunda bırakılır. Bu anlamda çoğunlukla kendi özgür iradesi ve arzusuyla belirlediği bir anlaşma yoktur ortada.

Maddi taleplerin anlaşmalı boşanma kapsamı dışına çıkarılması yukarıda yapmış olduğumuz nafaka tartışması ile birlikte düşünüldüğünde kadınları yıllarca sürmüş olan evlilik sonrası beş parasız ortada bırakacak bir düzenleme olacak. Boşanmanın kesinleşmesinden sonra bu davaların açılabileceği kısmı ise tamamen laftan ibaret kalır. Kadından dava açmayacağı konusunda güvenceler alınacak, ayrıca evlilik bitmiş iken kadınların çoğunluğu erkekle uyuşmazlığı bu açıdan sürdürmek istemeyecek, bir şekilde hayatından çıkmış olması ile yetinmek durumunda kalacak. Boşanmış kadınların eski kocalarının şiddetine uğradığı hatta öldürüldüğü gerçeğini de tam burada bir kez daha hatırlatmak gerek.

Yani çekişmeli boşanmayı kolaylaştırma iddiası, erkekleri evlilik birliği içinde edinilen malları paylaşma yükünden kurtarma çabası gibi görünüyor. Bu da kadınların Medeni Kanun ile edindiği eşit mal paylaşımı, tazminat gibi haklarının fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelir. Zaten arabuluculuk olmadan da yeterince olumsuz olan bu öneri bir de arabuluculuk ile güçlendiriliyor. Bir şekilde yıllardır mevzuata konulmak istenen arabuluculuk sanki aralara sıkıştırılarak ve boşanmayı kolaylaştırma mekanizması imiş gibi sunuluyor.

‘ŞİDDET KESİNLİKLE KAPSAM DIŞI OLACAK’ BEYANLARI İNANDIRICI DEĞİL!

Aile uyuşmazlıklarında arabuluculuğun ne kadar tehlikeli olduğundan yeniden ve yeniden bahsetmemiz gerekiyor şimdi yeniden.

2016 tarihli Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporunda arabuluculuğun çocuk kaçırma durumlarında, boşanma davalarında, dava süreci sırasında ve boşanma öncesinde kullanılmasının faydalı olacağı sıklıkla yer alıyor, şiddet vakalarında arabuluculuk yöntemine gidilemeyeceği de çeşitli biçimlerde tekrarlanıyordu. Ancak raporun içeriğinde “Mağdurun talep etmesi halinde şiddet uygulayanla bir araya getirilerek basit ve tekerrürü olmayan şikâyetler için çözüm bulunması, mağdurlardan gelen görüşme taleplerinin değerlendirilerek aile kurumunun korunması ve aile bütünlüğünün sağlanabilmesine yönelik mevzuatta düzenleme yapılması” ifadeleri de kullanılıyordu.

O nedenle şiddetin de arabuluculuk kapsamına alınması gayet mümkün olup, “Şiddet kesinlikle kapsam dışı olacak” beyanları hiç inandırıcı değil. 2016 yılından bu yana bu Boşanmaların Önlenmesi Komisyonu raporunda yer alan her bir maddeyi inatla hayata geçirmeye çalışan bir iktidarın söz konusu olduğunu unutmamalıyız.

Peki neden arabuluculuk aile uyuşmazlıklarında olmaz? Madde madde sayalım yeniden ve yeniden:

● Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanı daha önce konu gündeme geldiğinde yaptığı açıklamada; “Aile arabuluculuğu ile taraflar ilişkileri yıpranmadan, aile mahremiyeti korunarak, husumetler büyümeden, diğer kişilere yansımadan sorunu barışçıl biçimde çözecekler” demişti. Burada “aile mahremiyeti” olarak ifade edilen şey esas olarak şiddeti toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıp özel bir alan içine almaktır. “Aile mahremiyeti” denilen şey, aslında kadına yönelik şiddeti özel bir mesele haline getirmeye yarayacaktır. Kadınların binbir zorluk ve mücadeleyle yasalara geçirdikleri “Devletin şiddet konusundaki sorumluluğu ve önlem alma yükümlülüğü” ortadan kaldırılarak şiddet “özel alanın konusu” haline getirilmektedir.

● Aile arabuluculuğunun İstanbul Sözleşmesi’ne açıkça aykırı olduğunu biliyoruz. Bu vesile ile İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik ısrarımızın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlamalıyız. İstanbul Sözleşmesi kararının arkasından kadınlara yönelik olumsuz yasal düzenlemelerin devam edeceği konusundaki endişelerimizin haklılığına da vurgu yapmak gerekir. “Şiddet varsa arabuluculuk olmayacak” denilse de tarif edilen şiddet türünün yalnızca fiziksel ve cinsel şiddet olduğu açıktır. Oysa Türkiye’de kadınlar, boşanma kararı almalarında etkili olan pek çok farklı şiddet türüyle karşı karşıya kalmaktadır. Boşanmaların sadece fiziksel değil psikolojik veya ekonomik anlamda şiddet nedeniyle de gündeme geldiği çok açık ve çok bilindiktir. Aile arabuluculuğu fiziksel şiddet dışında kalan tüm şiddet türlerini yok sayacaktır.

● Aile arabuluculuğunda tarafların eşit olmadığı ve olmayacağı çok açıktır. Bu durum evlilik birliğinin tamamında yaşanan somut bir durum iken üstelik siyasal iktidar da kadınları erkeklere eşit olmayan canlılar olarak tanımlarken masada karşılıklı oturup eşit taraflar olarak müzakere ortamı oluşmayacağı çok açıktır. Arabuluculuk önerisinin bütün bu eşitsizlikleri yok sayıp kadınları ve erkekleri “eşitmiş gibi” ele aldığını anlıyoruz. Kadınları hayatın hiçbir alanında eşit kabul etmeyip, arabuluculuk aşamasında eşit taraflar olarak yer alacaksınız demek siyasal iktidarın hiç komik olmayan şakası galiba.

● Kadına yönelik şiddetin boyutları ortada iken, kadınlar boşanmak üzere olduğu, ayrı yaşadığı hatta yıllar önce boşandığı erkekler tarafından öldürülmekte iken, kadınları arabuluculuk masasına oturtmak ciddi bir can güvenliği sorunudur. Kadınların can güvenliğini koruma görevi arabulucudan beklenemeyeceği gibi arabuluculuk yapan kişinin güvenliğinin tehlikede olacağı çok açıktır. Arabuluculuk merkezlerinde güvenlik görevlileri olacağına ilişkin açıklamalar yapılmış ise de bunun kadınların güvende olmasını sağlamayacağı ortadadır.

HAKLARIMIZIN ELİMİZDEN ALINMASINA KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Çok ciddi saldırılar içeren bir paket karşımızdaki. Yıllardır mücadele ederek kazandığımız Medeni Kanun’daki haklarımızın elimizden alınması anlamına gelebilecek yasal düzenlemeler yapmak istiyorlar. Boşanma sonrası hiçbir hakka sahip olmadan kadınların tek başına kaldıkları, esasında boşanmayı erkekler istemedikçe olanaksız hale getirecek, kadınların ise her türlü yoksulluğu peşinen kabul ederek ve evlilik birliği içinde birlikte ürettikleri, edindikleri her şeyden vazgeçmek pahasına boşanabileceği bir sistem sözü edilen. Her birine tek tek karşı çıkmalıyız. Her gün kadınların öldürüldüğü, boşanmaya karar vermenin can kavgası haline geldiği, boşanmak isteyen kadınların, yıllar önce boşanmış kadınların erkekler tarafından öldürüldüğü bir coğrafyada, kadınların eşit, özgür, güvenli bir yaşam süreceğini tartışmayan, buna kafa yormayan, boşanmak durumunda kalan kadınların maddi, manevi sorunlarını çözmek için çalışmak yerine kadınları içinden çıkılmaz bir cendereye sokmaya çalışan bir iktidar var karşımızda. Bunun adı kadın düşmanlığı. Kadınlara hiç gizleyip saklamadan, açık açık, yeniden ve yeniden “Eşit değilsiniz asla olmayacaksınız” diyorlar. Kadına yönelik şiddeti ülkedeki kadınların kaderi haline getirmek yapmaya çalıştıkları. 6. Yargı Paketine, içindekilere, hayatlarımıza ve haklarımıza yapılmak istenene “hayır” demeliyiz. Hemen hiç vakit kaybetmeden bu meseleyi konuşmalı, her türlü kanaldan, mecradan sesimizi yükseltmeye başlamalı, sözümüzü örgütlemeliyiz. Kaybedecek tek bir dakikamız bile yok, her an Meclise gelebilecek bir paketten söz ediyoruz çünkü.

Şimdi harekete geçelim ve kadın düşmanlarına bunu yapamayacaklarını daha önce defalarca başardığımız gibi gösterelim!

*yazı ekmekvegul.net sitesinden alınmıştır.

Fotoğraflar: Ekmek ve Gül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

X
X
X
X