18 Haziran 2020, Perşembe

KADINLARI SUÇLAMAK YERiNE KADIN DÜŞMANI POLiTIKALARINIZDAN VAZGEÇiN!

Yine bir kadın öldürüldü. Evlerde kaldığımız, Ramazan Bayramı sürecinde uygulanan sokağa çıkma yasağının devam ettiği günlerde, bayramın ilk günü Zeynep Şenpınar öldürüldü. Muğla’da gerçekleşen bu kadın cinayeti ile Zeynep aramızdan koparılırken, medya, cinayeti “taraflar arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü” biçiminde haberleştirmekte bir sıkıntı duymadı.

Cinayetle sonuçlanmış erkek şiddetini taraflar arasındaki kavga diye tanımlamak, bitmeyen kadın cinayetlerinin vehametini saklamaya yetmiyor. Zeynep Şenpınar, basına yansıdığı kadarıyla son dört ay içerisinde yaşamını yitiren 99. kadın oldu.

YİNE KADINLARI SUÇLADILAR

Zeynep’in ölümüne ilişkin sosyal medya paylaşımları ise kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin anatomisini de bir kez daha ortaya koyuyor. Zeynep’in evli olmaması, şiddet uygulayan erkekle aynı evi paylaşması yargılanarak muhafazakarlıkla evli ataerkinin “iffetsiz hayat yaşayan kadınların cinayeti hakettiği” hükmü olarak sosyal medyada asılı duruyor. İstanbul Büyükşehir Belediye meclisi AKP grubu üyesi Hamdullah Arvas’ın sosyal medya paylaşımı kolektif failin kimliğini de ifşa ediyor.

COVİD 19 SÜRECİNDE EVDE KALAN KADINLARI KORUMAK İÇİN BİR ŞEY YAPILMADI

Covid 19 süreci ve sokağa çıkma yasaklarının evde geçen süreleri artırmasının kadınlar için büyük bir tehlike olduğunu, sürecin başından bu yana kadın örgütleri ve hukukçular olarak ifade ettik. Bu dönemin kadınların kendilerini korumasız hissetmeyecekleri biçimde, şiddet anında uygulanacak önlemlerin hızlı ve etkili bir şekilde uygulanması gerektiğine defalarca dikkat çektik.

Ancak tam tersine İstanbul Sözleşmesi hedefe kondu, 12 yaşındaki çocukların evlenebileceğinden, tecavüzcülerin affından, süresiz nafaka zulmünden dem vurulup kadın düşmanlığına hız verildi. Şubat ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleşmenin gözden geçirilmesi gerektiği biçimindeki açıklamaları, İstanbul Sözleşmesi karşıtlarını daha da cesaretlendirdi. 6284 Sayılı Yasanın neredeyse uygulanmaması anlamına gelecek genelge bile hazırlandı. Üstüne çocuk istismarcılarının affı ile ilgili yasa hazırlığı da tuz biber oldu.

DEVLET KADINLARIN YAŞAM HAKKINI KORUMA GÖREVİNİ YERİNE GETİRMİYOR

Kadınlar öldürülürken, “neden tartıştılar, kadın ne söyledi, nasıl tahrik etti ki” gibi tartışmalar konunun özünden uzaklaşılmasına neden olmaktadır. Devletin en temel Anayasal görevi olan ve bu konuda pozitif yükümlülük yükleyen ‘yaşam hakkı” bu şekilde konuşulmuyor. Sosyal, siyasal, ekonomik her alanda yaşamın kadınların erkeklerle eşit olmadığı biçiminde kurgulandığı günümüz Türkiyesinde, erkekler bu fikirden cesaret ve güç alarak şiddet uygulamaya devam ediyor. Kadın cinayetleri yargılamalarında sanıklara verilen indirimler, uzaklaştırma kararlarının etkin uygulanmaması, boşanmanın zorlaştırılmaya çalışılması, nafakayı sınırlayan yasal düzenleme tartışmaları, İstanbul Sözleşmesi karşıtı kampanya kadınların canını alıyor. Pandemi sürecinde artan ev içi şiddete karşı acil önlem planı hazırlanması gerekirken, bunun tam tersinin yapılmış olması Zeynep’in ölümüne neden olan temel sebeptir.

Bir kez daha hatırlatıyoruz ki; İstanbul Sözleşmesi kadının, çocuğun yaşamını korumak için vardır, daha etkin bir şekilde nasıl uygulanması gerektiği tartışılmalıdır. “Kadınlar ve erkekler eşit değildir, fıtrat” denilmeye devam edildiği için kadınlar öldürülmektedir. Israrla ve inatla 6284 sayılı kanun gereğince kadın sığınmaevlerinin sayısı artırılmadığı, koruyucu tedbir kararları gereği gibi uygulanmadığı ve denetlenmediği için, evde kalmak zorunda kalan kadınlar çok ağır bir şiddetle karşı karşıyadır. Kadını şiddetle yaşamaya mecbur bırakan kadın işsizliği ve diğer ekonomik sorunlar çözülmediği için şiddet sürmektedir.

Kadınlar bekar ya da evli, genç ya da yaşlı, tek başına veya aileyle yaşadıkları zaman da öldürülüyorlar. Kadınlar cinsiyete dayalı eşitsizliğe ve ayrımcılığa uğradıkları için öldürülüyor. Ölen her bir kadının arkasından sarfedilen suçlayıcı, ayrımcı her bir söz, yeni kadın cinayetlerine neden olmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sorumlusu kadınlar değil toplam olarak kadın düşmanı politikalar ve uygulamalardır.

Bu nedenle siyasal iktidara sesleniyoruz;  kadın düşmanı politikalarınıza dönüp bir bakın, kadınların yaşam hakkına mal olan uygulamalarınızı gözden geçirin. İstanbul Sözleşmesine ve 6284 Sayılı Kanuna yönelik saldırılara engel olun. İstanbul Sözleşmesi ve Anayasadan kaynaklanan görevinizi yapın, kadınlara yönelik düşmanlaştırıcı, ayrımcı her bir söz ve eylemle mücadele edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir