15 Eylül 2022, Perşembe

BİZ BİR AİLE DEĞİLİZ!

Av. Gülşah Kaya

Son bir haftada memleket yine doğal afet gibiydi. Bir anda peyda olan bir grup erkek, 5 yıl öncesine ait şarkıya ve yazarı Sezen Aksu’ya saldırdı. Yetmedi, Gülşen’in konser kıyafeti neredeyse elektrik faturaları tartışmalarının önüne geçti. O da yetmedi, bir kadın gazeteci, sosyal medya üzerinden hoşa gitmeyen bir atasözü paylaştığı için cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklandı. Adalet Bakanlığında oyuncu değişikliğine gidildi, dejavu gibi, Bekir Bozdağ yeniden çıkageldi. Ve gece, gündüz, hafta sonu demeden çalışan Cumhurbaşkanı, haftanın kapanışını yine bir cumartesi günü ve yine resmi gazete üzerinden bir genelgeyle yaptı.

Bilhassa tek adam rejiminden sonra, Meclisin de vasfını yitirmesiyle genelge neydi, kararname neydi, yasa neydi, sözleşme neydi… Her şey darmaduman. Cumhurbaşkanının canının istediklerini tek imzalı metinleriyle vermesi, devletin yeni yönetim biçimi halini aldı. Şahsının hukukunu tesis etmenin kısa yolu olarak yasa yapma gücünü tekeline alan Erdoğan; normlarla bir oyuncak gibi oynamaya devam ediyor.

Cumartesi günü yayımlanan genelgede ise özetle; milli değerler, aile yapısı ve çocukların ahlakını bozmaya çalışan yayıncılık faaliyetlerine müdahale edilmesi buyruluyordu. Dikkat çeken şeylerden biri Erdoğan’ın bu metinde Anayasa maddelerine, uluslararası sözleşmelere atıflar yapmasıydı. Öncesinde, “ben yaptım oldu”dan öte bir açıklamaya dahi ihtiyaç duymayan Erdoğan bu sefer bilindik kutsalların yanına Anayasanın aile ve çocukları korumaya dönük maddelerini eklemişti.

ÇOCUKLARI KİMDEN KORUMAK LAZIM?

Erdoğan’ın aklına yasalar nereden geldi, bilinmez. Zira yıllardır bizzat devlet politikalarıyla her türlü istismara açık bırakılan çocukların savunucuları bu yasa ve sözleşmeleri Erdoğan ve hükümetine açıklamaya çalışıyor. Şahsını tek adam ilan edebilmek için bizzat Anayasa’yı değiştirerek hukuku elinde tutanın şekillendirdiği bu rejimde, saldırılan hakların adı çocuk korumak olabiliyor işte.

Şayet dert çocukları korumaksa, biz de sormak isteriz, kız çocuklarını eğitimden uzaklaştıran 4+4+4 yasası bütün Anayasal hak ve ödev uyarılarına rağmen neden var?

Çocukların sistematik cinsel istismara maruz bırakıldığı cemaatlerin sübyan evleri neden hâlâ açık?

Ensar Vakfı neden savunuldu?

Bakımı annelerinin üzerine bırakılmış çocukların nafaka hakları neden tartıştırılıyor?

Kız çocukları neden tecavüzcüleriyle evlendirilmek isteniyor?

Sahi, “küçüğün rızası” diyen Bekir Bozdağ neden Bakan yapıldı?

Bu Anayasa maddesi, çocuğu yalnızca sizin istediğiniz şeyden mi koruyor?

Bu hafta, asgari ücretle çalışan bir kadın işçi, 3 çocuğuyla birlikte sokakta “geçinemiyorum” diyerek haykırdı. Beslenmelerini koyamadığı için çocuklarını bir hafta okula gönderemediğini söyleyen kadın, “1 aydır pazara çıkamıyorum. Kullanmadığımız halde bir dünya fatura ödüyorum. Ben çocuklarımın rızkını faturaya ödemek istemiyorum” dedi. Devletimiz, televizyon programından “koruduğu” çocukların rızkını devleti ele geçiren sermaye gruplarına yedirirken hangi Anayasa maddesine dayandı?

Bir de aile var korunan, malum. Bu aile, gericiliğin her türlü baskısını kadınların üzerine doğrultan, yaşam biçimine müdahale eden, eve tıkayan, şiddet cenderesine sıkıştıran; gerektiğinde en ucuza, kayıt dışı emeğini sömürenlerin kurmak istediği aile. Haliyle AKP ne zaman ailesini korumaya kalksa, kadınlar “eyvah” diyor.

İsteniyor ki bu aile televizyondan, dayak yiyip şükreden kadınların olduğu diziler izlesin. Kadınların her şekilde aşağılandığı, kaynanaları karşısında yarıştıkları, yalnızca bir obje olarak seyirciye sunularak alenen taciz edildiği programlar izlesin.

Yine soralım. Her türlü istismara maruz kalmış 18 yaşında bir kadını rızası dışında kameralar karşısında geçirip sinir krizi geçirmesine sebep olan, üstüne etmedik hakaret bırakmayıp bin bir şiddet uygulayan Esra Erol kutsal ailemizin hangi ferdi oluyor?

Bir kez daha söyleyelim: Biz bir aile değiliz!

DEĞİŞTİRECEK GÜÇ ‘HERKES’

Yeniyi, çağdaşı, farklıyı, kendisi gibi olmayanı tehdit olarak yaftalayıp cephe açan Erdoğan, derhal kendi güvenlik politikalarına başvuruyor. Bu son genelgede de “Dijitalleşme çağında kitle iletişim araçlarının sunduğu imkanlardan en iyi şekilde yararlanılmasını temin etmek ve olası zararlı etkilerinden korunmak için gerekli tedbirleri almak elzem hale gelmiştir” diyerek yine sansürün sinyali veriliyor.

Daha önce de çağın “gereklerine uymak adına” Youtube, Twitter ve Wikipedia gibi internet mecralarını kapatmış bu devletin, kendi gereklerine çağı geriye götürerek uydurmak için her türlü zoru deneyebileceğini biliyoruz. Bunu da karşısına aldığı her gücü ortadan kaldırmanın bütün araçlarıyla inşa etmek isteyeceğini de. Zira Erdoğan bu yolda yalnız değil. “Şahsım” dediği şeyin kendinden menkul olmadığını biliyoruz.

Fakat bunun karşısında durabilecek ve değiştirecek bir güç olduğunu da pekala biliyoruz. Bu gücün sahibi, bugün ana muhalefet olarak anılsa da sessiz sedasız köşesine çekilen ve değirmene su taşıyanlar değil. Sezen Aksu’nun Erdoğan’a verdiği cevaptaki gibi, “Beni öldüremezsin/ Sesim, sazım, sözüm var benim/ Ben derken ben herkesim” dediği herkes. Milyonlardan oluşan bu “herkes” ise kendi hukukunu bize doğrultanlar ve ona karşı Anayasa Mahkemesine gitmekten öte tek bir şey yapmayanlar arasına sıkışacak kadar seçeneksiz değil. İktidarın ailesinden sıyrılıp, çocukların güvende ve özgür yaşadığı dünya yolunda, yalnız hiç değil.

(Kaynak: Ekmek ve Gül – www.ekmekvegul.net)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

X
X
X
X