18 Haziran 2020, Perşembe

BAĞIMSIZ YARGI, BAĞIMSIZ BARO, BAĞIMSIZ-ÖZGÜR SAVUNMA!

Hakimlik ve savcılık mesleğine alım, tayin-terfi-nakil usulleri, HSK ve yüksek yargı üzerindeki siyasi iktidarın belirleyici müdahaleleri yargı bağımsızlığını fiilen ortadan kaldırmaktadır. Emir ve talimatlara uymayan  hakim ve savcıların görevlerine son verilerek, sürgün ve soruşturmalar, görevden uzaklaştırmalarla gözdağı verilmekte,  tüm hakim ve savcılar hizaya sokulmaya çalışılmaktadır. Yüksek yargının başkanları, yürütmenin başı karşısında eğilmiş, adli yıl açılışı Saraya taşınarak görünüşte bağımsızlıktan dahi eser kalmamıştır. Gelinen aşamada, hakim ve savcıların bağımsızlığı, güvencesi ve dokunulmazlığı tümüyle ortadan kaldırılarak iktidarın memuru haline getirilmişlerdir. Siyasal otoritenin kontrolü altındaki yargı mekanizması; bir yandan liyakatsizlikle tüm yargısal işleyişin kötürüm hale gelmesine yol açmış, bir yandan da siyasi muhaliflerin hukuksuz tasfiyesinin aracı haline getirilmiştir. Bu gidişin bedelini toplum ağır şekilde  ödemektedir, yargıya güven %30 seviyesinin altına inmiştir.

ADİL YARGILANMANIN GÜVENCESİ, BAĞIMSIZ YARGI, BAĞIMSIZ BARO, BAĞIMSIZ VE ÖZGÜR SAVUNMADIR.

Muktedirler, şimdi de bağımsız yargının kurucu unsuru olarak savunmayı temsil eden avukatları hizaya sokarak; özgürlüğünü ve bağımsızlığını ortadan kaldırarak, savunmayı göstermelik bir kurum haline getirmek için kolları sıvadılar. Şimdi de, bu kötü gidişata çomak sokan, hak ve özgürlükler için mücadele eden, siyasi iktidarın zapturapt altına alamadığı avukatlar hedeftedir.

Bugünlerde siyasi iktidar cephesinden yansıyan çeşitli demeçlerle, Meclis açıldığında Barolara yönelik yeni düzenlemeler yapılacağı anlatılmaktadır. Bu demeçlerden ve iktidar güdümlü medyadan yansıyan tartışmalardan, Barolara üye kayıt zorunluluğunun kaldırılması; baro seçimlerinde nispi temsil sisteminin uygulanması veya illerde birden fazla baro kurulması; TBB delege seçimi esaslarının değiştirilmesi, tüm baroların eşit temsili adı altında, avukat sayısı üzerinden delege temsilinin ortadan kaldırılmasına yönelik değişiklikler hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca, Barolar gibi Anayasada tanımlanan kamu kurumu niteliğindeki diğer meslek kuruluşlarının da siyasi iktidarın hukuk dışı tasarruflarını sınırlayan yetkileri ortadan kaldırılmak istendiği tefaffuz edilmektedir. Avukatlık Kanunu 76 ve 95. maddelerindeki “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırılması” yönündeki yetkileri ortadan kaldırılarak; yargısal yetkilerine son verilmesi amaçlanmaktadır. Avukatlık mesleğine kabul, meslekten çıkarma yetkilerinin Adalet Bakanlığına verilmesi, mesleğin bağımsızlığının tümüyle yok edilmesi ve siyasi iktidara bağlanmasına yönelik adımlar atılmaktadır.

Siyasi iktidar, yönetimde hukuk dışılığa-keyfiyete-insan hakları ihlallerine itiraz eden kurumları hizaya sokma, hak savunucusu avukatları susturma hedefindedir. Bu değişiklik gayretinin, siyasi iktidar sahiplerinin söylemlerinde yer verildiği gibi Barolarda tekçilik yerine çoğulculuğu, demokratik temsili sağlama, baroların meslek sorunlarına odaklanmasının sağlanması amaçlarıyla en küçük bir ilgisi yoktur.

Yerel yönetimlerde sandık sonuçlarını geçersiz sayan, seçilmişlerin yerine atanmışların kayyum idaresini geçiren, muhalif milletvekillerinin dokunulmazlıklarını Anayasaya aykırı olarak kaldıran, vekilliklerini düşürüp halk iradesini tanımayan; Bakanlar Kurulunu dahi yük sayıp tek adam yönetimini hakim kılan, her muhalif sesi polis-bekçi zoru ve yargı sopasıyla susturma peşinde olan bir iktidar odağının demokrasi ve çoğulculuk kaygısı taşımadığı aşikardır.

Siyasi iktidarın amacı, Baroların ve avukatın gücünü kırmak için gerekirse önce bölen, ama nihai amacı siyasi iktidara bağlayarak tekleştiren operasyonlar yapmaktır. Baro seçimlerinde nispi temsil derken, TBB delege seçimlerinde binlerce avukatın iradesinin nispi temsilini ortadan kaldırıp barolar üzerinden delege sayılarını eşitlemenin yaman çelişkisi, siyasi iktidarın asıl niyetini apaçık ortaya koymaktadır. “Nispi temsil olmuyorsa, çoklu baro verelim” keyfiyeti göstermektedir ki; asıl amaç nasıl olursa olsun avukatın mesleki kimliğinin parçalanması, kurumsal mesleki dayanışmanın kırılarak çeşitli kamplaşmalar üzerinden bölünmesi, Baroların insan haklarını koruma ve yargısal yetkisinin kaldırılarak herhangi bir dernek statüsüne sıkıştırılmasıdır.

Pandemi koşullarında avukatların gelir kaybına dair hiç bir telafi mekanizması sunmayan, CMK ödemelerini dahi süresinde yapmayan, kamusal hizmete rağmen avukatın vergi yükünü hafifletmeyen, yüzlerce avukatı hukuksuz olarak cezaevlerinde tutan, stajyer avukatların ruhsatlarını keyfi olarak engelleyen, işçi ve kamu çalışanı avukatların taleplerini vb. devasa sorunları görmezden gelen siyasi iktidarın amacının avukatların mesleki sorunlarını çözmek olmadığı da açıktır.

Hak savunucusu olarak avukatların ve toplumun acil ihtiyacı; adil yargılanma için yargının bağımsızlığı ve savunmanın özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Bugün avukatlar, adliyelere girerken tacize varan aramalardan geçirilmekte, mahkeme-savcılık kalemlerine girmeleri, dosyayı incelemeleri, cezaevlerinde müvekkilleriyle görüşme ve savunma hazırlıkları engellenmekte; mahkeme salonlarında darp edilerek duruşmadan çıkarılmakta; soruşturma baskı altına alınarak mesleğini yapmaları yasaklanmakta; arabuluculuk ve noter yetkileriyle avukatların iş alanları sürekli olarak daraltılmakta; hukuk öğretimi niteliksiz hale getirilmekte, ucuz işgücü piyasası yaratılmakta; işsiz, asgari ücretle çalışan avukat sayısı hızla artmakta; pandemi nedeniyle adli işlemlerin durması sonucunda, bir çok avukat iş ve gelir kaybı yaşamaktadır. HMK’da değişiklik öngören tasarı ile, yargılamada aleniyet ve yüz yüzelik ilkesinin ortadan kaldırılması; hakime, avukatların duruşma salonlarından atılması yetkisinin verilmesi hazırlıkları yapılmakta; savunmasız bir yargılama hedeflenmektedir. Hukuk  güvenliğinin ve adil yargılanma hakkının olmadığı koşullarda, savunmanın sesi de kısılarak, yürütmenin hukuksal denetimi tümüyle ortadan kaldırılmak istenmektedir.

MESLEKTAŞLARIMIZA, BAROLARA VE BAROLAR BİRLİĞİNE ÇAĞRIMIZDIR.

Avukatlık, her şeyden önce bireylerin ve toplumsal kesimlerin haklarının yargı önündeki hak savunuculuğudur, herhangi bir meslek değildir. Barolar da, dar anlamda bir meslek örgütü ya da herhangi bir dernek değildir. Demokratik sistemin zorunlu unsuru olan güçler ayrılığı ilkesinin gereği olarak, avukat “yargı erki”nin kurucu unsuru “savunma” makamının temsilcisi ve Barolar da onun örgütüdür. Dolayısı ile bağımsız savunmanın temsilcisi avukatlık mesleği ve onun örgütü barolar üzerine söz söyleme, düzenleme yapma yetkisi siyasi iktidara  değil, doğrudan avukatlara aittir. Avukatlık Kanununda yapılması gereken değişiklikler, sadece avukatların tespit ettiği ihtiyaçlar üzerinden ve avukatların en geniş katılımının sağlandığı demokratik tartışma mekanizmaları ile ortaya çıkan irade üzerinden gerçekleştirilebilir. Barolar ve TBB sadece avukatın iradesinin ortaya çıkması için gerekli çalışmaları yapabilir.

Avukatlar ve onların örgütü Barolar tarafından gündeme getirilmemiş, savunmanın sorunlarını çözmeyi amaçlamayan hiçbir yasa değişikliği kabul edilemez. Siyasi iktidar tarafından dayatılan, savunmanın ve Baroların bağımsızlığına müdahale teşkil eden bir değişiklik üzerinde müzakere yürütülemez.

Avukatlar olarak, savunmanın ve Baroların bağımsızlığını ortadan kaldıracak, siyasi iktidarın yörüngesine sokacak her türlü girişime karşı mücadeleye hazırız. Bağımsız yargı, bağımsız baro, bağımsız ve özgür savuma için; Baroları ve TBB’yi siyasi iktidarın avukatlık kanunundaki düzenleme hazırlıklarına son verilmesi ve acil sorunlarımızın çözümü için, acil eylem kararları almaya; meslektaşlarımızı birlik, mücadele ve dayanışmaya çağırıyoruz.

                                                                   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir